Saçları ve başları örtülü ama tesettürsüzler
Ali ÖZTÜRK / Boyuthaber.com
Fatih’te bir nargile cafedeyim.
Yalnızım.
Değerli dostum, Yavuz Selim’i bekliyorum.
Uzun oturmayacağımız için, paltomu bile çıkarmaya gerek duymuyorum.
Kısa bir hasbihal edip, yanan gözlerimi dinlendirmek için eve gitmem gerektiğini düşünüyorum.
Ortam kalabalık, nargile fokurdamaları, mesajlaşanlar, telefonu çalanlar, laptopunun ekranına kitlenmiş kalmış asalaklar ve Beyaz Cam’da yayınlanan klipten yükselen müzik sesi.
Yorgunluktan olacak, etrafı boş gözlerle seyrediyorum.
Bakıyorum sadece, görmüyor gibiyim.
Beyaz Cam tam karşımda, ona da sadece bakıyorum, öylece, tepkisiz ve düşünmeden.
Bir süre sonra Beyaz Cam’da akan yazılar dikkatimi çekiyor.
İsimler, mesajlar ve telefon numaraları sürekli akıyor.
Beni arayın, bana yazın, çağrı atın, yalnızca mesaj atın, mutsuzum, mutsuz çiftler bekliyorum diye devam eden absürd yazılar akıp geçiyor.
Fakat Beyaz Cam’daki bir mesaj beynimden vurulmuşa döndürdü beni.
İsim geçti ve ardından mesaj metni ve ardından şöyle bir ifade “Tesettürlü ve başörtülülerde çekinmeden arayabilir”ve sonra telefon numarası…
Sağda, solda gördüğüm görüntüler, baş bağlama biçimleri ve başı örtülü (bana göre başörtülü değil) genç kızların genç erkeklerle olan diyalogları yozluğun dik alasının ispatıdır diye düşünüyordum. Fakat işlerin bu kadar da sarpa sardığının farkında değilmişim.
Yozlaşmanın, modernizme entegre olmanın, globalleşmenin ve küreselleşmenin Beyaz Cam’da “tesettürlü”(tesettürden her ne anlıyorsa artık) gönül eğlencesi aranmasına vardırılacağını tahmin edememiştim.
Başörtüsü, tesettür ve türban konusunda yaşanan modernleşme süreci, sanırım İslamcılığın serencamını özetlemeye yeterde artar bile.
Sosyalleşmek ve toplumsal rol üstlenmek için çıkılan yolda, ipin ucu kaçırılmış durumda.
Saçı ve başı örtülü ama tesettürsüz bir güruh türedi.
Üstelik bu güruhun önemli kısmı 25 yaşın altında.
Bu kızlar gelecekte anne olacak ya da olmuş saçı ve başı örtülü ama tesettürsüz.
Etrafınıza bir bakın, böyle tiplerden yüzlerce göreceksiniz.
Müslüman genç erkeklerde günahsız değil elbette, onları da düşük bel kotları, karma karışık bıyık ve sakalları, kulağındaki İPOD’ları ve dizi izlerken devşirdikleri üç beş kelimeyle konuştukları Türkçelerinden tanıyabilirsiniz.
Suçlamalı mıyım?
Suçlular mı?
Ya da kim suçlu?
Ya da bu suçmudur?
Bu soruların cevaplarını herkes kendi versin.
Herkes kendine, evladına, kız ve erkek kardeşine, ablasına ve arkadaşına baksın.
Ben suçumu kabul ediyorum.
İşte suçumu kabul ettiğim için diyorum ki; Toplumsal anlamda muhafazakarlığın artması, geçmişi İslamcı olan insanların kurduğu bir partinin iktidarda olması, Çankaya’da eşi başörtülü bir ismin olması, 2009 yılında yapılacak belediye seçimlerinde % 60 oy alınacak olması, Müslümanlığın bu ülke de yükselen bir değer olduğunu ispatlamaz.
İslamlığımızın ve Müslümanlığımızın sembolik olarak varolması da Türkiye’nin dönüştüğünü göstermez.
Semboller ve içi boşaltılmış değerler üzerinden yapılan tüm genellemeler ve değerlendirmeler, Türk toplumunun genel olarak gidişatına baktığımızda iddia sahibi Müslümanların küresel değerlere ve uluslararası sisteme entegre olduğunun bir ispatıdır.
Yeniden müslümanca düşünmek ve yaşamak üzerine denemeler yapmanın arefesindeyiz.
Umarım geç kalmamışızdır.









paylaşımınız doğru bir yönde olsada çok fazla genelleme var teseettür elbette saçta başta değil kendi özünde olmalı önce, bunu illa başı örtülüle rtesettürlüler diye genellememek lazım hadi genellediniz içimizde tesettürünü layıkıyla taşıyanlarda var demeliydiniz bu benim fikrim..
17 Jan 2008 Saat: 20:57
”Ey iman edenler iman ediniz…”
18 Jan 2008 Saat: 22:10
kenar kırmızı çizgilerinin son derece hakim oldugu bir yorum olsa da anlatılmaya çalışılan ince noktaya yapılan vurgudan kaynaklandıgını düşünerek arkadasımızın fikirlerine katılıyorum..bu gün tesettürünü layıkı ile tasıyan insanlar olmasının yanında o tesettürü henüz hakedecek kapasitede olmadıgını düşünerek tesettüre yanlış bir leke gelmemesi adına kapanmayan arkadaslarımız da var,bu eyleminde her ne kadar tartışılabilir yanı olsa da..hayırlı akşamlar
18 Jan 2008 Saat: 22:35
Benden önce üç arkadaş yorum yazmış. Kabul edilmiş, bir şekilde kabul edilmesi gereken yorumlar yazılmış.
Ancak uzlaştırılması bir an önce gerekli olan ve düşünülmesi elzem bir konu varki; kendinizi ( yazan arkadaşı örnektir ) sadece kendi çevrenizle kıyaslıyorsunuz. Bir ankaralı olarak “Fatih” bildiğim İstanbul’un yerleşim bölgeleri arasında diğerlerine göre daha inançlı kesimin yaşadığı bir ilçe. Dolayısıyla istanbula geldiğim vakit sadece Fatih çevresinde ancak rahatça dolaşabiliyorum.
Bir diğer husus ise İstanbul Metropol şehir kıvamını fazlasıyla aşan bir şehir. Binbir milletin insanının etkisinde kalan İstanbul bu kadarına bile şükür dedirtecek cinsten değişimler yaşamış.
Bu durumu Ankara veya çok daha anadoluya yakın bir vilayetlerde araştırsanız emin olun bu kadar karamsar düşünmenize sebep olmaz. Bizimde en büyük sorunlarımızdan birisi kendimizi ancak kendi çevremizle kıyaslıyoruz. Elbetteki yozlaşma var; ama bu kadar hızlı değil!
Yaklaşımlardan uzak olarak; Anadoludaki bir şehirdeki cafede başörtülü birisini elinde cep telefonuyla sevgilisine mesaj atarken yada rezillik diye tabir ettiğimiz benzer durumlar içerisinde görmek emin olun çok zordur.
Ancak yine şöyle bir mesele varki; “İstanbulu alan anadoluyu almıştır…” düşüncesi de bizleri derinden; derin(!) mevzulara koyvermiyor değil!
Yazının açıkça ukalaca yazıldığını ve asıl amacın yozlaşmanın aksine bir faydasının olmamakla birlikte sadece ve sadece birşeyler yazmak amacında olduğunu ve sadece rant sağlamak olduğunu hepimiz açıkça görebiliriz…(tarafgir olmadıkça)
selametle…
19 Jan 2008 Saat: 01:53