Onun arabası var…
Sana zaferlerimize dair ne hikayeler anlatmak isterdim çocuk ama yine işgal edilen kalelerimizden bahsedeceğim. Çok masallar dinledin. Şimdi artık yüzümüze tokat gibi inen gerçeklerimizle yüzleşme vakti.Aynaların üzerine örttüğün tüm perdeleri yırtalım,varmısın?
28 şubat öncesiydi. Balıkesir üniversitesi öğrencileri aylık bir edebiyat dergisi çıkarıyorlar. O zaman jelibon gibi renkli başörtülülerde yok. Ama gençler örtülü kızların gülmesini bazı hareketlerini hoş görmediklerinden dem vuruyorlar. Ve reis bir yazı yayınlıyor. Yazısında bir kıza aşkını anlatıyor. O zamanlar da aynı şimdi ki gibi. Herkes kimin neyi,kimi kasdettiğini çok iyi anlıyor.
İsterseniz size olayı özetliyeyim. Kız güzel ve o günlere göre çok da şık.Diğer evlerimizde kalan kızlar inadına idealistken o evlilik dışında bir hevesinin olmadığını gayet rahat itiraf ediyor. O öğrenci evlerinde sabaha kadar neler yapacağımıza dair ateşli konuşmaları yaparken bizi boş boş gözlerle izleyen ve okulu bitirince ne yapacaksın sorusuna “hiç kaliteli biriyle evleneceğim” dediğinde tüm kızlar “o zaman niye okul okumakla uğraşıyorsun ” diye saldıra geçtiklerinde “istediklerime uygun birine ancak üniversite diplomasıyla ulaşabilirim” diyen biriydi. Ne kadar çok ayıplamıştık onu. Diğer kızlar okulda hareketlerine dikkat ederken o rahat tavırlarıyla dikkat çekiyordu.
Ama olan oldu. Reis ona evlenme teklif etti. Ne mi oldu? Tabii ki reddedildi. Onun hedefleri vardı. Uzun boy,yakışıklılık ya da karizma ve en önemlisi zenginlik. Evi arabası ve kariyeri olmalıydı. Reis umut vaadeden karizmatik bir çocuk olsa da zengin değildi ve hayallerinde de çok para kazanmak yoktu. Uzun süre kızın peşinde koştu. Tabii diğer arkadaşlar adeta sinirden köpürüyor. “Müslüman kızarı eleştirene bak,nasıl bir kıza talip oldu” diye. Gönüldü işte…
Şimdi 28 şubat sonrası…
Tuhaf ceketler,etekler,bol şatafat,bol kahkaha…İdealist kızlardan iz kalmadı…Sırra kadem basıp sürüye karıştılar.Bir çok cemaatin içinde bulundum.Bir çok meşrepten,mezhepten arkadaşım,akrabam var.O cemaatlerin ateşli taraftarlarını tanırım.Taraftar kelimesini özellikle kullandım.Artık cemaat mensubu değil taraftarı oluyoruz.Tek gördüğüm ortak özellik var.Hepsi daha çok paranın peşinde. Ama dava adamı edebiyatını da iyi oynuyorlar.Herkes onların samimiyetlerinden ihlasından bahsediyor,gülümsüyorum.Ah be kapitalizm ne çok kalemizi kuşatmış ne çoğunu işgal etmişsin.Artık dava eri kızlar yakışıklı ya da karizmatik ama makamı,mevkisi ya da iyi bir işi olanı tercih ediyorlar.İyi bir etiketin,araban yoksa zaten olaya 1-0 yenik başlıyorsun.Erkeklerse hala o eleştirdikleri güzellerin peşinde…
Her gün bir kalemizi daha onların saflarına kaptırıyoruz.Önüne kainat serildiğinde fakirliği tercih eden peygamberin ümmetinin geldiği son noktadayız.Kimse artık dava eri olsun,Allah için gece gündüz çalışsın da ümmet,kitap garip kalmasın demiyor.Erkekler evine kapansın “evinin kadını,çocuklarımın anası olsun” derdinde,bayanlarsa çalışsın işinin sahibi olsun mevkisi olsun etiketi olsun derdinde…
Dava yine garip,ümmet yine garip…Sahip çıkması gerekenler etiket yarışında…
Ey aşk! çok ihanetler gördün ama hiç bu zamanlarda ki kadar kolay harcamamıştık seni.
Onun arabası var gider mi gider Ruhu kim takar nasılsa düzelir ya da hayır yapar kapatırız o açığı değil mi?
Ey hüzün! gir koluma yine arşı dolaşmaya devam edelim.Ucuz ekmek kuyruklarında başı eğiklerin,eve ekmek götüremeyen babanın çaresizliğinden bakalım dünyaya.Yoksa çok kirleniriz.Yoksa yine o kazanır ve biz Filistin’i unuturuz,intifayı hatırlamayız.7 yıldızlı otellerde bir gün tatil yapmayı hayal ederiz.İşte o gün artık bize dair hiç bir şeyin kalmadığının en büyük delilidir.
Adam arıyorum!
Dünyanın süslü yalanlarının peşine düşmeyecek,davasını hiç bir menfaatin önüne geçirmeyecek “Benim ücretim O na ait” deyip yoluna sağına ve soluna bakmadan devam edecek…
Şu an sadece çok üzgünüm.Her kalenin onların safına kaptırılması üzüyor,yaralıyor,kanıyorum…Gençlerin hayalleri kahrediyor.İçinde ümmetin,gariplerin,masumların olmadığı hayaller yüreğime ateş düşürüyor.
Dün gece yüzümü aynada seyrettim.Ürktüm…Yüzleşmeler her zaman acı vericidir.Suçlayacak kimsecikler yoktu.Tek suçluya baktım.Ama inan uzun süre bakamadım.Şimdi ellerimdeki pişmanlıkları yıkayamıyorum.
Yıkılan son kalenin ardından egoma lanetler yağdırdım.Hiç olmayı ne çok istedim.Yeğenlerim geldi aklıma,Yeni yeni genç kızlığa adım atıyorlar.Hayranlık duydukları hayal avcıları var.Birileri onlara gerçekleri anlatmalı.
Hadi tenbelliği bırak savaşmamız gerek.Daha çok umut,daha çok ümit lazım.Dünyanın gerçek yüzünü anlamak ve anlatmak lazım,o gün gelene kadar,son ocak tüttüğü sürece inadına direnmeye,aykırı gitmeye,isyana devam…
Belkıs Elif Reşadiyeli /M.G.P








