Konuşmak da zor artık biliyorum

Hüzün tırnaklarını yüzümüze geçirmiş, hırsla kanatıyorken gözlerimizden aşağıya, konuşmak zor. Kapıdan yavaş adımlarla içeriye giren adam, artık gözbebekleri görünmez hale gelen kadıncağıza yiğit oğlunun bir daha eve dönemeyeceğini söylerken konuşmak zor. Konuşmak her geçen gün daha da zorlaşıyor bu ülkede.
Meseleleri, üç-beş kişinin kifayetsiz cümlelerinden ibaret yorumlarıyla anlamayı tercih eden insanlarla konuşmak zor. Yıllardır süren acı ve sorunların, “bir tek sınırın geçilmesiyle” aşılabileceğine inanmış kalabalıkların sloganları yayılırken ortalığa, konuşmak zor.
Daha çok bağıranın, öfkelenenin, sağa sola sataşanın, daha haklı olduğunun zannedildiği yerlerde konuşmak zor. Bu toprakların tarihine dair kafasında adam akıllı tek bir düşünce yer etmediği halde, gazete sayfalarından kestiği küpürlerle haykıran adamların yanında konuşmak zor. İkinci evladını da, simsiyah bir geceye sinmiş, hain, merhametsiz bir pusuya kurban vermiş baba içini çeke çeke ağlarken konuşmak zor.
Yıllardır başka mekanlarda ısıtılıp önümüze sürülen, bu zehirli, bu tatsız tuzsuz, boğazımızı yakan yemeğin aşçıları olarak iki üç ismi ezberden söylemenin kolaylığı sürerken konuşmak zor.
Sinsice, umursamazca şehit cenazeleri üzerinden kirli politikalar apartma peşinde siyasilerin olduğu bir yerde konuşmak zor. Terörle Kürtler’i ayırt edemeyip, toptan küfreden kalabalığa karşı, Türk adamın Kürt karısına “üzülme onlar seni kastetmiyor!” tesellisini vermeye çalışırken duyup da, konuşmak zor.
Bu toprakların sahip olduğu tüm kadim, yerleşik, güçlü değerleri umursamayıp da, ucuz gazete manşetlerinin pis kokulu ağzıyla düşünceler kotaran aydınların yanında konuşmak zor.
“Meclis’e girip de şu kadar kişiyi asarız” diye, öfkenin yakıcı ateşinin üzerinde yürüyen bir kalabalığın yanında konuşmak zor. Bu meseleleri, bu toprakların dilini konuşarak tartışmak varken, terörün ve şiddetin dilini meşrulaştırarak, eleştirdiklerinin aksine Kürt milliyetçiliğinin peşine düşenlerin yanında konuşmak zor. Kardeşliği bir kenara atıp da, tarih boyunca bu coğrafyaya sömürüden, acıdan, köleleştirmeden, adaletsizlikten, toplu katliamlardan başka tek bir şey getirmemiş emperyalistlerin ağzına bakanlarla konuşmak zor.
“Artık sözün bittiği yerdeyiz” diye söyleniyor ne yazık ki. Sözün bittiği yer! Söylemesi ne kadar zor oysa. Bu kadar türkünün, ninninin, deyişlerin, ilahilerin, masalların söylenip anlatıldığı bizim ülkemizde artık söz bitmiş. En çok sahip olduğumuz şey de bitmiş bizim ülkemizde. Bizim ülkemizde… Yani Türk, Laz, Kürt, Çerkez, Arap demeden uzun yıllardır omuz omuza yaşadığımız ülkemizde. Bir avuç alçağın hain parmaklarıyla sıktıkları mermilerle…
TARIK TUFAN / BUGÜN








