İstanbul’da kar, Manhattan’da ölüm
Şu anda Cine 5’te yayınlanan bir çizgi-dizi var; Cedric. 8 yaşında olan kahramanımız, Cedric arkadaşlarıyla bir partiye gitmek için izin istiyor. Partinin ana teması ‘vahşi batı.’ Bu yüzden Cedric annesinden kendisine bir kovboy kostümü almasını istiyor. Cedric’in dedesi, yaşlı çınar ise kovboy kostümünü boş vermesini ve bir Kızılderili kostümü almasını öğütlüyor. Kızılderililerin kim olduğunu bilmeyen Cedric’in aldığı cevap çok manidar; Batı’nın gerçek sahipleri…
![]() |
|
|
Cihat Arpacık- cihatarpacik@gmail.com |
Bir çizgi filmden insanlığın vicdanına bir sıcaklık yayılıyor. Batı’nın gerçek sahiplerine esaslı bir selam çakılıyor. İstanbul’dan, karın altından, soğuktan, Süleymaniye Camii’nden biz de selam gönderiyoruz. Bütün dünyanın güzel yürekli çocuklarına. Ahları alınmış Apache, Cheroke kabilelerinin küçük çocuklarının da gözlerine öpücükler yolluyoruz, Gazze’ye de, Bağdat’a da, Harlem ve Diyarbakır’a da… Yerli kızların gözlerindeki masumiyetleri öpüyoruz.
Tenimin beyaz olmasından daha fazla utanıyorum son günlerde. Gazze’nin ışıksız kalmış evlerinden birinde, bir sofraya oturmuş, ölümün, miğferin, dipçiklerin ne zaman geleceğini kestiremeyip bir sofraya oturmuş aile fotoğrafını görünce, İstanbul tipisinde yürürken Aliya İzzetbegoviç’in ‘bu düşünülmüş ve uzun bir yürüyüştür’ deyip, Sarejevo’nun tepesine yağan top güllelerine aldırmayıp yürümesi aklımıza düşünce, yani boğazımıza bir yumruk oturunca, yani berbat çaresizlik sarınca etrafımızı, şehrimizi, bütün dünyayı, emperyalizm elbet yenilecektir diyen adamların sesleriyle ısıtıyoruz üşüyen kalplerimizi.
Christophe Colomb denen aşağılık herifin, yani Avrupa denen, aşağılık memleketin hainliklerinin her türlüsünü bedeninde barından it oğlu itin, Kızılderililerin bütün misafirperverliklerinden yararlandıktan sonra onlarını katletmesini içime sindiremiyorum mesela. Aynı şekilde Amerika denilen o pis rüyanın canının istediği her yere girip, canının istediği her şeyi yapma hakkını kendinde görmesine de dayanamıyorum. Ve buna dayanamadığım her gün büyük sona biraz daha yaklaştıklarını fark ediyorum. Ahları alınmış bütün mazlumların, Kızılderililerin, Vietnamlıların, Taylandlıların, Diyarbakırlıların, evet hepsinin gün gelip de bu yapılanların hesabını soracaklarını da çok iyi biliyorum. Kızılderililer elbet bir gün Büyük sarhoş’un (Manhattan) ortasında çadırlarını kurup, diğer güzel halkların, mesela Boşnakların, mesela Türklerin, mesela Kürtlerin güzel, temiz çocuklarıya beraber barış çubuklarını dibine kadar çekecekler, bundan eminim işte. Oturan Boğa ile Aliya İzzetbegoviç mesela sonra halkaya katılacak olan Ahmet Yasin, Erbakan, Chavez, Moreles, Gandhi oturup çaylarını içecekler, karın bu yıl erken bastırdığını konuşacaklar…
Christophe Colomb ve onun zihniyetinde diğer herifleri ise cehennemin ta dibine göndereceğiz.
- Rüya mı gördün sen ?
- Sadece bir rüya değil, emin ol…
Eğer yazıyı beğendiyseniz ya da ekleyecekleriniz varsa, lütfen yorumunuz yazın veya RSS aboneliği ile yeni yazılardan anında haberdar olun.









çok qüzel bir yazı olmuş. her kelimesi içime siniyor ve bi yazıda fikirlermin hepsinin işlendiqini qördüqüm nadir anlarımdan birini yaşıyorum (: