Gerçek Tarih

Serzenişler.Com yazarı Abdulhekim Yıldız’ın yazısı:
Bu ulusun, bu vatanın, gerçek tarihi insanlığın değerleriyle barışık olan tarihtir. Tarihinin en büyük özelliklerinden birisi de kendisinde deney, kuralının olmamasıdır. Eğer öyle olsaydı tarih diye adlandıramazdık. Bu günün insanlarına hitap eden tarih, insanlığın değer yargılarıyla barışmıyorsa, kişi kendini bundan soyutluyorsa tarih gerçeğini anlamamış demektir.
Detaylara inmeden, faydasız da kalmadan bir bütün çerçevesinde bakacak olursak tarihin bizlere nasıl ışık tuttuğunu rahatlıkla görebileceğiz. Tarihini bilmeyen kendini bilemez, kendini bilmeyen tarihini bilemez.
Ulusların ayakta kalmasını sağlayan en büyük unsur tarihiyle barışık, tarihini bilen, bundan dersler çıkarabilen uluslar, halk devlet bütünleşmesi ile sosyal ve kültürel sahada ilerleyerek gelecek nesillere ufuklar açarak ayakta kalırlar. Şüphesiz geçmişinin sentezini iyi yapan muasır medeniyetlerin üstünde bir anlayışla ilerleyen bireyler, düşünürler, devletler, kötüleri ayırt ederek iyilerle yollarına devam ederler.
Bu benim tarihim, bu benim insanın, bu benim eserim, iyisiyle kötüsüyle ne olursa olsun buna sahip çıkacağım diyebilecek, ehliyetli kişilerin, torunlarına, gençliğe, yeni nesillere verebilecek çok şeyleri var demektir. Doğru bir tarihle ama eğrisiyle doğrusuyla kişileri tanıtarak; ilimde, bilimde, adeta tarihle bir yerde randevulaşırcasına değerlerimize sahip çıkan bireyleri öne geçirmek her yurttaşın görevidir.
Özellikle 1910 yılı sonrası –yakın geçmişimizle- İslam tarihinden, Selçuklulardan İstanbul’un Fethi Sultan Fatih’e kadar ve Abdülmecid sonrası başlayan hayal kırıklıkları ile Trablusgarb savaşı ile başlayan hezeyan yeni bir devletin kurulma sinyalleri ile bizleri bu mecralara sürükledi. Üç satırla tahini yazan yazarların hikayesi gibi hemencecik özetleyi verdim tarihi gördünüz mü.? O asırlara meydan okuyan Osmanlı yedi düvele meydan okuyan basmadık toprak bırakmayan yazmaya kalksak ömür yetmez biliyoruz ama adam makalesinde Osmanlıyı –kısaca- anlatıyor hayret doğrusu. İki satıra sığdırıyor koskoca Osmanlıyı. İşte bu mecrada doğruları yanlışları iyileri ayırt edip aralarındaki farkları tespit edip gerçek tarih platformunda bulaşmaya çalışmak her bireyin olmazsa olmazlarından birisidir. En azından böyle olmalıdır.
Benim tanıdığım II. Abülhamid Han ile Mehmet Efe Bey’in tanıdığı II. Abdülhamid Han aynı değilse tarih platformunda buluşmamız zor demektir. Saatlerimizi aynı saatte buluşmak niyeti ile ayarlasak bile, saatler tahine tanıklık edercesine birimizin mutlak surette saati geri kalacaktır. Bu nedenledir ki gerçek tarihten, objektiflikten, tarafsızlıktan söz etmek hayal mahsulü olur ancak. Eğer siz, biz, onlar, bizler, derslerimizi zamanında almazsak kendi dedene hakaret edercesine tarihini bilmeden yalanlarsın. İlköğretim sonuncu sınıfta vermen gereken doğruları Üniversite 3. sınıfta verirsen, vermeye kalkarsan öğrencinin sosyo-psikolojik durumu bunu kavrama ve anlamaya yetmez. Gelgidler yaşayan bir ruh hastasının durumundan farksız bir nesil ortaya çıkar. Zamanında verilmeyen dersler ve yanlış verilen 11 senelik eğitim süreci, şartlanmış –kalemlerin- olarak yazılan yazıların boyunduruğu altında geçer ki bunun önüne geçmek hayli zor olur.
Burada yapılması gereken çok şey yok aslında. Eğer ben bu topraklarda yaşamımı sürdürüyorsam varlık sahibi isem, ki öyleyim. Arşivlerden, depolardan, tozlu dosyaları kitapları sahifeleri silerek, bu neslin evlatlarına gerçeği açıklamanın vakti çoktan geçmiştir. Bu yüzdendir ki tarih tokatını halen vurmaya devam ediyor. Bakalım nereye kadar.
Abdulhakim YILDIZ
Eğer yazıyı beğendiyseniz ya da ekleyecekleriniz varsa, lütfen yorumunuz yazın veya RSS aboneliği ile yeni yazılardan anında haberdar olun.








Yorumlar
Henüz Yorum Yok.
Yorum Yazın