Erbakan’ı ‘mehdi’ ilan eden guruba Engenekon baskını!

 

SerzenişlerCom ÖZEL

Ergenekon operasyonu kapsamında göz altına alınan Milli Çözüm gurubuna mensup bazı isimlerin geçtiğimiz dönemlerde Milli Görüş teşkilatlarıya bağlantılı çalıştığı fakat daha sonradan bizzat Necmettin Erbakan tarafından hareketten uzaklaştırıldığı bildirildi.

Milli Görüş konferanslarında hatiplik yapan Ahmet Akgül’ün başında bulunduğu bilinen Milli Çözüm gurubunun Milli Görüş’ten kopması, Akgül’ün bazı konuşmalarında Erbakan’ı Mehdi ilan etmesiyle başladığı ortaya çıktı.

Uzun bir süredir Ahmet Akgül ve ekibinin Milli Görüş kurumlarına girmelerinin yasak olduğu biliniyor.

Milli Çözüm gurubuyla bağlantılı El-Aziz Gazetesi 28 Ağustos 2002′de Erbakan’ı Mehdi ilan edecek kadar ileri gitmişti. Aynı gazetenin Fethullah Gülen’e karşı sert yorumlar yaptığı dikkat çekiyor.

İşte Tek Başına Bir Ordu; İşte En Büyük Kumandan!

MEHDİ ERBAKAN

 

ERBAKAN, geçtiğimiz Perşembe günü merakla ve heyecanla beklenen basın açıklamasını yaptı. Kameralar karşısında, yaptığı açıklamalar kadar sergilediği tutum ve verdiği görüntü de büyük önem arzetti. ERBAKAN, kelimenin tam anlamıyla, 33 sene sonra yine siyasete bağımsız milletvekili adayı olarak ilk başladığı gündeki durumundaydı. Kameraların karşısına yalnız oturdu. Yanına çeyrek asırlık arkadaşlarından, “sağ kolu”, “sol kolu”, “en yakın arkadaşları” denilenlerden hiç birini oturtmadı. Adeta “Ben dün de tek kişilik bir ordu idim; bugün de yine tek kişilik bir orduyum” mesajı verdi.

Her vesile ile El-Aziz’in vurguladığı bu gerçeği ERBAKAN lisan-ı hal ile ve verdiği görüntü ile teyid etti. Evet; Millî Görüş sayesinde birtakım insanlar birtakım dünyalık makamlar, mevkiler, ünvanlar, şöhretler, menfaatler elde ettiler ama; bunların hiçbiri hiç bir zaman bu davanın asli unsuru değildi. Onlar sadece ERBAKAN’ın etrafında bir topluluk oluşturdular, toplum (cemaat) görüntüsü verdiler. Yani sadece görüntüde ERBAKAN’ın “yalnızlığını” giderdiler; hepsi bu kadardı. Büyük çoğunluğu dolgu maddesi gibiydiler; pek çoğu da başka yerden gelme moloz yığınıydı, ham toprak bile değildi. İşte bu son basın toplantısında verdiği görüntü ile ERBAKAN tartışmasız ve net şekilde bunu yansıttı.

Elbette ERBAKAN gücünü o zavallılardan almıyordu. Gerçek anlamda hiçbirine de ihtiyacı yoktu. ERBAKAN’ın gücü kendindendi; çünkü o “Zî kuvvetin înde zil arşi mekîn” (Bir güç sahibidir, arşın sahibi katında şereflidir) -Tekvir Suresi Ayet: 20- sırrına mazhar idi. Daima üstün gelen bir akla, sınırsız bir bilgiye, büyük bir azme sahipti. Onun gerçek anlamda asla yaratıkların gücüne ihtiyacı yoktu. İşte basın toplantısında, kameralar karşısında yalnız ve tek başına oturarak açıkça gösterdi ki; “Ben o gün nasıl bağımsız milletvekili adayı olarak yalnız yola çıktıysam; bugün de yine yalnızım. Eğer şu anda zaferimi ilan etme noktasına geldiysem; bunda bugüne kadar hasbelkader yanımda bulunmuş iseniz hiç birinizin gerçek bir katkı payı ve minnet borcu yoktur. Hiç birinizin bir kıymet-i harbiyesi hiçbir zaman da olmamıştır. Şu anda da eğer sahip çıkmazsam sizler yok olmaya mahkumsunuz, asla siyasi varlığınızı sürdüremezsiniz.”

ERBAKAN’ın sergilediği tutum ve görüntüsü ile yansıttığı bu durum gerçeğin ta kendisi idi. ERBAKAN’ın basın toplantısında ön sıralarda oturmakta bulunanlar, heyecanla tezahürat yapan gençler kadar bile bir destek anlamı taşımıyorlardı. Evet; bir kısmı ihanet etmiş, kalleşlik etmiş, döneklik etmiş, manen irtidat etmiş ve ayrılıp gitmişti. O an orada bulunma başarısını bile gösterememişlerdi. Nasipsizlikleri yüzünden bu manevi yüce şereften mahrum kalmışlardı. Ancak orada bulunanlar da orada bulunmaktan öte hiçbir varlık gösterebilmiş değillerdi. Bir gün olsun ERBAKAN’ı savunmadılar, savunamadılar. Sırtını dönüp gidenlere tok sesle bir çift laf bile edemediler. Hatta o gün, orada, ön sıralarda oturanlar arasında bile sırtını dönüp gitmiş olanlara ağzının suyunu akıtarak bakanların varlığından o kadar eminiz ki… Elbette o gün tarihi basın toplantısı sırasında ERBAKAN’ı dinleyenlerden olmak sonsuza kadar payidar kalacak bir şereftir. Ancak bunu anlamlandıracak olan; orada ne için, ne maksatla bulunduklarıdır?

ERBAKAN’ın anlattıklarına gelince… Ekran başında dinlediklerimiz adeta eritti bizleri. Televizyon haberlerinde izlediği bir çocuğun, hasta annesine ekmek götürebilmek için buz üstünde yalın ayak ekmek arabası peşinde koşuşturduğunu anlatırken ERBAKAN ağlamamak için kendini zor tuttu. Elbette ki ERBAKAN’ı izleyenlerden de yürek sahibi, vicdan sahibi olan niceleri ağlamışlardır. Hem de kameralar karşısında olmadıkları için kendilerini tutmak zorunda kalmayıp biteviye ağlamışlardır. Ancak doğrusu biz pek ağlayamadık. Çünkü koca bir milletin yaşadığı zulümleri, çektiği maddi ve manevi ızdırapları, yüzyüze olduğu korkunç tehlikeleri umursamadan, hangi partiden olduğuna aldırış etmeden milletvekili olmak için utanmazca birbirilerini çiğneyenleri düşündük ve o an gözlerimizdeki yaşlar kuruyuverdi; kahırlandık, hınçlandık, öfkelendik, buğzettik hemcinslerimize. Ki onların çoğu Allah’a secde ediyordu, aramızda müslüman olarak dolaşıyordu. Demek ki Allah korkusu ve utanma duygusu taşımadan sadece şeklen müslüman gözüküyorlardı.

ERBAKAN’ın mesajı ise açıktı. İfade etmekten çekinmediği husus, Millî Görüş karşıtlarının; adları, söylemleri, yaptıkları ne olursa olsun, hangi kılıkla çıkarsa çıksınlar, bilsinler ya da bilmesinler… Onların II. SEVR için çalışıyor olmalarıydı. Ülkemizi bölmeye, parçalamaya, küçültmeye azmetmiş haçlı zihniyetine hizmet ediyorlardı. Milletimizi, ordumuzu alet ederek bölgede kan dökmeye ve sömürüyü, zulmü artırarak sürdürmeye çalışanlara destek oluyorlardı. Bunun karşılığında milletvekili, bakan, başbakan olmak isteyenler, onlara destek olanlar büyük bir gaflet ve dalalet içinde idiler. Her şeyi bile bile yapıp hıyanet içinde düşmanla işbirlikçilik yapanlar da yok değildi. Yaşanan gerçekliğin açıkçası bu idi.

ERBAKAN, uçurumun kenarına gelmiş ülkemizin ve ölüm-kalım savaşı ile yüzyüze gelmiş milletimizin bu son derece vahim durumdan kurtarılması için bir “Milli Şahlanışa” davet ediyordu. Bunun somut yansıması olarak da Saadet Partisi’nin başarısı için çalışmaya, gayret etmeye çağırıyordu. Çünkü diyordu “Saadet Partisi milletimizi temsil ediyor, milletimizin bizzat kendisidir” 3 Kasım seçimi için yapılacak olanlar; ya kurtuluşu, bağımsızlığı, özgürlüğü, kalkınmayı, saadeti istediğimizi göstermek; ya da bölünüp parçalanmayı, küçülmeyi, çöküşü, kısaca II. SEVR’i istediğimizi göstermek anlamına geliyordu. Ve ERBAKAN, bu çağrıyı herhangi bir sıfatla değil; “bilgi ve tecrübe sahibi bir vatan evladı” olarak yapıyordu. Ülkesinin kendisine kazandırdığı bilgi ve tecrübeyi milletiyle paylaşmak istiyordu.

Peki; ERBAKAN’ın çağrısına uyar da milletimiz 3 Kasım günü Saadet Partisi’ne oylarını verirse kurtulabilecek miydi? Gerçek saadete erebilecek miydi? Olay bu kadar basit miydi?

Bu sorunun cevabını ERBAKAN yerine biz verelim. Cenab-ı Hakk’a sonsuz hamd-ü senalar olsun ki bu halk Saadet Partisi’ne oylarını verse de, bir tek oy bile vermese de ülkemiz, devletimiz, milletimiz kurtuluşa erecektir. Çünkü şu anda ERBAKAN Millî Derin Devlet’i kontrolünde tutmaktadır. Türk Silahlı Kuvvetleri ile birlikte hareket etmektedir. Başta D-8’ler olmak üzere bütün İslam ülkeleri ile birlikte çaba sarfetmektedir. Halk bir yanlışlık yaparak haçlı zihniyetini desteklemek üzere oyunu kullanacak olsa bile yine de netice değişmeyecektir. Ancak kim haçlı zihniyeti için oy kullanırsa BATI taklitçisi durumuna düşecektir. BATI taklitçisi olan kimselere ise Fatiha Suresi’nde “mağdubin” ve “dallin” denilmektedir. Saadet Partisi ERBAKAN’nın “Millete İbrahime Hanifa”nın görüşü anlamında Millî Görüş adını verdiği bir inanç ve düşüncenin partisidir. Herkes mühürlediği oy pusulası ile ya kendi lehine, ya da aleyhine bir kararı tasdik etmiş olacaktır. Elbette ki insanlar, özgür iradeleriyle verdikleri kararlardan ötürü yükümlülük ve sorumluluk altına girerler ve bundan ötürü de Allah’a hesap verirler. Kim doğru bir karar alır, Saadet Partisi’ne oyunu verir ve başkalarının vermesi için de üzerine düşenin azamisini yaparsa bütün bunları sadece kendisi için yapmış olur. Kim de haçlı BATI taklitçisi partilerden birinden aday olur, oyunu verir veya bu yönde çalışırsa elbette ki “dallin” ve “mağdubin”den olur. Bu kişi şayet namaz kılanlardan ise günde kırk kez Fatiha okurken ağzından çıkanı kulağı duymamış demektir. Bunların durumu ise Kur’an’da şöyle tanımlanmaktadır: “İşte (şu) namaz kılanların vay haline, ki onlar namazlarında yanılgıdadırlar.” (Maun Suresi Ayet: 4-5) ERBAKAN ise sadece herkesi şahit tutarak insanlarımızın bu duruma düşmemesi için üzerine düşeni yapma çabası içinde olmuştur. Hepsi bu kadar. Sonuç ise mukadder olduğu üzere gerçekleşecektir ve ERBAKAN zaferini tamamlayacaktır.

El-Aziz’in ERBAKAN için MEHDİ dediği öteden beri bilinmektedir. Ancak bunu ilk kez manşetten vermenin özel bir anlamı var. Çünkü hadis-i şeriflerin bildirdiğine göre MEHDİ iki kez toplumdan çekilerek tebliğ çalışmalarına ara verecek. Bu durum, MEHDİ iki kez (gözlerden) kaybolacak şeklinde ifade edilmiştir. ERBAKAN iki kez siyasi yasaklı olmuş ve tebliğ çalışmalarına ara vermiştir. Birincisi 1980 ihtilali sonrasında yargılandığı ve MSP’nin kapatılmasıyla meydana gelen siyasi yasaklılık dönemi; diğeri ise 28 Şubat sürecinde Refah Partisi kapatıldıktan sonraki ve halen devam eden siyasi yasaklılık dönemi. Bu ikinci siyasi yasaklılık dönemi devam etmekte ise de ERBAKAN geçen Perşembe günü yaptığı basın toplantısı ile bu döneme fiilen son vermiş bulunmaktadır. Bu çıkışı vesilesiyle de MEHDİYET konusunu manşete çekmiş bulunuyoruz. Bu husustaki hadis-i şerif şöyledir: “Ebi Abdullah Hüseyin bin Ali’den rivayet etti: MEHDİ İKİ KEZ İNSANLARIN GÖZÜNDEN KAYBOLACAKTIR. BİR SEFERİNDE O KADAR UZUN BİR ZAMAN GÖRÜLMEYECEK Kİ, KİMİSİ ONUN ÖLDÜĞÜNÜ, KİMİSİ DE BIRAKIP GİTTİĞİNİ ZANNEDECEK. YAKIN ARKADAŞLARI DIŞINDA HİÇ KİMSE ONUN YERİNİ BİLEMEYECEKTİR. (Bu hadis, Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyyi-il Ahir Zaman isimli kitabın Süleymaniye Kütüphanesi’nde bulunan el yazılı bir nüshasında mevcuttur.)

28 Ağustos 2002 - El Aziz Gazetesi

Saadet Partisi Genel Merkezi 14 Kasım 2007′de Milli Gazete’ye verdiği ilan da şöyle diyordu:

Son günlerde Ergenekon’la bağlantılı bir takım çevrelerle Erbakan’ın isminin bir araya getirilmesi ile bu son olay kafalarda soru işaretleri bıraktı.

Eğer yazıyı beğendiyseniz ya da ekleyecekleriniz varsa, lütfen yorumunuz yazın veya RSS aboneliği ile yeni yazılardan anında haberdar olun.

Yorumlar

Henüz Yorum Yok.

Yorum Yazın