Doyamam ömrüme

Serdar Akinan / AKŞAM
Hava sıcak… Naneli, buzlu bir limonata gibi… Birbirinden hoş insanlar, kulaklarında ipod’lar, Central Park’ın o dünyadan yalıtılmış doğasında koşuyor, yürüyor, çimlere sere serpe uzanıyorlar. Dünya ile yegâne bağım cebimdeki telefon.
Ardı ardına iç karartıcı haberler, Türkiye’den SMS’ler, hatırlatıcılar…
Kapatıyorum…
Yemyeşil çimlere uzanıp sadece dinliyorum.
Polis muhabirliği yaptığım o ilk yıllar, televizyona başlamam, kanallar kurmam, evlilik, çocuklar, kayıplar, yeni dostlar, eski dostlar, tükenen ilişkiler, tüketen işler, yeni dünya, küçük mutluluklar, büyük hayaller, ölümle burun buruna gelmeler, heyecanlar, hastalıklar, mutluluklar, hayal kırıklıkları…
Güneş beni toprağa karıştırıyor.
Sırtım yüzyıllık bir ağacın gövdesinde…
Tam karşımda çimle kaplı bir tepe var.
Tam ardından koşu yolu geçiyor.
Gözlerimle insanların bir belirip bir kaybolan kafalarına; o aritmideki kaosa değil, kendini rüzgâra bırakan çimlere bakıyorum…
Ön planda yemyeşil, rüzgârı hissettiren bir melodiyle huzurla salınan küçük çimenler arkada flu hareketli bir beliren bir kaybolan nesneler…
O gölge oyunu yerine tabiatın yalın güzelliğine kendimi veriyorum.
Onca yaşanmışlık, onca birikim, onca hatıra ruhumu büküveriyor…
Ağırlığı iki damla yaşta hissediyorum.
Ne için?
O anda kendime sorabildiğim yegâne soru bu…
Ne için? Ne uğruna bunca yaşanan… Dönüşte beni bekleyen devasa sorunları; savaşları; anlık kaçınılmaz çatışmaları düşünüyorum.
Anlamsızca feda edilen bir hayat istemiyorum.
Hiç kimse için ve hiçbir şey uğruna…
Anlam anlamakta saklı.
Buza yazılan iki kelime için mi her şey…
Muhteşem bir hava…Tertemiz bir nefes alıyorum…
İsmet Özel’in “Toparlanın Gitmiyoruz…” adlı kitabını okuyorum… O kadar çok şey ifade ediyor ki duruşu…
Bu yaşta, bu şehirde, bu hayatta, ansızın âşık olmak…
Siz hayatı ciddiye alın. Tıpkı aşklar gibi…
Ben bir imkansıza âşık oldum… Ciddiyeti tatile çıkartıyorum.
Asla itiraf edilemeyecek, kendinde saklı; tutkulu, derin bir aşk bu…
Anlam, bazen de söylenemeyende saklı…
Şimdi dönüş yolundayım…
O park, o ağaç ve o bahar onunla birlikte arkamda kaldı…
Önümde zorluklar, savaşlar, çatışmalar…
Ruhumu geride bırakmış gibiyim…
Mustafa Nafiz Irmak’tan halime tercüman bir dörtlük, İsmet Özel’in sevdiği…
Koklasam saçlarını bu gece ta fecre kadar
Acı duysam gözünün rengine dalsam da senin
Kanatır ruhumu mazide kalan hatıralar
Doyamam ömrüme ben kalbini çalsam da senin….
Onca artan baskıya ve ucu görünmeyen tünele karşın slogan atar gibi coşkun bir mutluluk içindeyim…
Hayır, İsmet Bey, “geç kalmadık…”
Daha durun lütfen…
Bu ülkeye olan aşkımızı; aşklarımızı slogan atar gibi yaşayacağız…
Mahcup ve samimi…
Bizi hiç kaale al(a)masalar da…
Leave a Reply