BU SABAH SONBAHARI BEKLERKEN

Bu sabah kalktığım da düşlerimde sonbahar vardı. Günün Pazar olması ayrı bir heyecan katıyordu içime. İnsanlar pazarı iple çekerken ben ise arkadaşlarla buluşmanın hayallerini kuruyordum. Köşe yazarlarına göz gezdirirken iyi haberler peşine koşuyordum adeta.
Sibel Eraslan Hanınefendinin yazısını okuyunca bu gün benim için iyi geçse ne olur, geçmese ne olur dedim içinden. Sanki kendimi kaybetmişim. İyi güzel bir haber arıyorum bırakın beni dediğimi hatırlıyorum. Cihat bey’in yazını okuyunca yine aynı, iki sayfa yazasım geldi içimden. Değişeceğini bilsem bu adaletsiz dünyanın yazardım, ama manası yok. Biz kelleyi koltuğu çoktan almışız da haberimiz yok.

Maalesef bu sabah insanlara gülücükler dağıtamadım. Edebi bir dille yazımı süsleyemedim.
Fatih’e doğru yol alırken aynı manzaralarla karşı karşıya kaldım yine. Günün nabzını tutmayacaktım. Ama faydası var mı.? Arkadaşlarıma kavuştum rahat bir metro gezintisi ile.
Pazar telaşı, hafta içinin yorgunluğunu atmaya yetmiyor. İki Pazar olsa yine yetmez. Sosyalleşme denen meretten habersiz, yorgunluğunu atmaya çalışıyor insanlar. Bazısı hisar altında bazısı çamlıca tepesinden İstanbul’a ayrı bir bakış atıyor. Ey koca İstanbul kimini zelil edersin kimini bahtiyar. Biz de dört arkadaş İstanbul’a ayrı bir bakış attık camlıca tepesinden.
Eğer yazıyı beğendiyseniz ya da ekleyecekleriniz varsa, lütfen yorumunuz yazın veya RSS aboneliği ile yeni yazılardan anında haberdar olun.








” Ey koca İstanbul kimini zelil edersin kimini bahtiyar ”
…
öğlen vakitlerime ay doğdu benim
sustum..
koştum sonra yorulana dek
bir tek ben vardım kaldırım çizgilerinin üzerine basan
yorulduğumu biliyordum
mola vakitlerim bile kaçtığındandı belki
sevmeye vakit ayıramayışlarım
ya ben sevemedim aşkları
ya aşklar sahte geldi bana
hep aynı mevsimi yaşadım
ve bıkmadım sonbaharlarından ilişkilerin
adıma yaraşan tek mevsim herhalde sonbahar…
SELAMETLE…