Beni ÖHO’nun bagajına gömün

Mehmet Baydemir / Haber5.com

Her şey güzel başlamıştı. Akşam saatlerinin İstanbulluya yaşattığı güzellik sebebiyle az trafikte hızlı yol alıyordum. 89İ, 127 ve 500ES… İlk iki araçta yolculuğum sorunsuz geçti. Ancak 500ES Özel Halk Otobüs’ünde (ÖHO) hayatımızın ne kadar da ‘Özel’ olduğunu fark ettim. Boğaz Köprüsü’nde birkaç kısa dakika bekledikten sonra 500ES gelmişti. İlerlemeye başlamıştık ki herkesin dikkati bir yöne çevrildi.

Yaşlı bir amca kafasını cama yaslamış ağır ağır nefes almaya çalışıyordu. Kalbi vardı sanırım ve ilacını evde unutmuştu. Nefes almaya çalışırken Okmeydanı SSK’yı sayıklıyordu ve anlaşılması güç bir sesle ‘Yakın bir yerde indirin’ diyordu. Yanındaki ise ‘Amca biz orayı çoktan geçtik. Az dayan ilerde PTT Hastanesi (Mehmet Akif Ersoy Hastanesi oldu) var’ diyerek teselli etmeye, yaşam mücadelesinde ayakta durmasını sağlamaya çalışıyordu.

Yaşlı bir amca kafasını cama yaslamış ağır ağır nefes almaya çalışıyordu. Kalbi vardı sanırım ve ilacını evde unutmuştu. Nefes almaya çalışırken Okmeydanı SSK’yı sayıklıyordu ve anlaşılması güç bir sesle ‘Yakın bir yerde indirin’ diyordu. Yanındaki ise ‘Amca biz orayı çoktan geçtik. Az dayan ilerde PTT Hastanesi (Mehmet Akif Ersoy Hastanesi oldu) var’ diyerek teselli etmeye, yaşam mücadelesinde ayakta durmasını sağlamaya çalışıyordu.

Amca iyice yerine yığılıyor, rengi soluyordu. Boğaz köprüsünden Göztepe’ye doğru gitmeye devam ediyorduk. Kalabalık yaşlı amcanın çevresinde toplanıyordu. Ama çaresizlerdi. Biri amcanın dilinin altına bir şey koydu, idare etsin diye… Yolculuğumuza devam ediyorduk, ama sağda solda herhangi bir hastane yoktu. Yolcular arasında ise sesler yükseliyordu: Şurda şu hastane var, şurda şu var. Fakat hemen ardından ‘orası ÖZEL’ diye tekzip geliyordu. Kanları donduran sözler… Özel hastaneye gidemeyecek olan amca Özel Halk Otobüsünde iyice solarak devam ediyordu yolculuğuna… Biz de tabi…

Şoförün yanına giderek bir şeyler yapmasını istedim. ‘Göztepe SSK’ya gidemeyeceğimizi söyledikten sonra cep telefonuyla Göztepe durağındakilere talimat vererek amca için bir taksi ayarlanmasını istedi. Göztepe’ye vardığımızda amca benzi atmış ve iyice koltuğa gömülmüş vaziyette ölümü bekliyordu. Durakta bekleyen polis memurunu çağırdılar. Polis Ahmet, alelacele bir ambulansın gönderilmesini istedi. Amca ise Azrail’le tanışmış, hasbihalin bitmesini bekliyor olsa gerekti. Çünkü artık ‘bir insanın yaşamasına yetecek kadar nefes alıyor mu?’ sorusuna ne cevap vereceğimi bilemiyordum.

Yapacak bir şeyim olmadığından ve artık bu duruma dayanamadığımdan sonunda yaklaşık 10 dakikadır Göztepe durağında 4’lülerini yakmış halde bekleyen ‘Özel’ Halk Otobüsünden indim. Benim ise şanslı günümdü! Yine fazla beklemeden bineceğim otobüs olan 21U durağa yanaşmış ve hemen binmiştim. Fakat burada çoğu zaman olduğu gibi derin bir düşünceye daldım. Yaşlı amcanın o hali gözümün önünden gitmiyordu. Bir yandan ise hükümetin çıkarmaya çalıştığı Sosyal Güvenlik Reformu’nu (SGR) düşünüyordum.

Yaşlı amca Özel hastaneye gidemiyordu. Oraya gidemeyeceği her halinden belliydi. Belli ki çevredekiler bunu fark etmişti. Ölse dahi (Ben bunu maalesef bilemiyorum. Umarım böyle bir şey olmamıştır) ardından mirasçıları,  hastane masraflarını öderken küfretmesin diye oraya gitmemesi gerektiğini düşünmüşlerdi.

Türkiye genç bir nüfusa sahip… Balık istifi gibi yol alan otobüslerde bile en fazla 3–5 yaşlı oluyor. Bu amca da onlardan biriydi. Muhtemelen emekliydi ve eş, dost, akraba ziyaretinden dönüyordu. Tekrar SGR’ye döndüm. Bu reform bize ne getiriyor? Buna göre bir çalışanın 7 bin 200 iş günü resmi olarak çalışması ve 65 yaşını beklemesi gerekiyor. Türkiye’de ortalama yaşam süresi 68’e çıkmış. Ortalama bir insan emekli olduktan sonra 3 yıl yaşayabiliyor. Tabi bu ortalama… Yaşlı amca yine gözümün önünde, ağır ağır nefes almaya çalışıyordu. Sanki biri önündeki havayı çekiyor o da nefes alamıyordu.

35 yıl sonrasına gittim birden, 61 yaşındayım. Ve hala çalışıyorum. Çevremde benim gibi çalışan bir sürü ‘yaşlı’ var. Her binen çevresinde kendinse yer verecek bir genci arıyor. Fakat yok. Olmasın… Bizim ihtiyarlarımız da hayırsever… Ayakta kalabilen ayakta duramayana yer veriyor. Sağlık durumu iyi olanlar ayakta da gidebiliyor işlerine… Otobüsün yüzde 70’i yaşlı… Hepsi de çalışıyor.

Otobüste yol alırken birden nefes darlığı çekiyorum. Tıpkı otobüsteki amca gibi… İlacım çantamda ancak konuşacak mecalim yok. Anlatamıyorum derdimi. Ve bir süre sonra solmaya başlıyorum ÖHO’da, cama kafamı yaslamış bir vaziyette… (Ya ayakta olsaydım?) Azrail’le tanışıyor ve canımı teslim ediyorum.

Aslında gençken alışmıştım ‘emekli kuyruğunda bekleyen … yaşındaki kişi öldü’ haberlerine… Yaşlıyken bu haberlerden ziyade ‘… yaşındaki kişi otobüste can verdi’ haberleri çoğalmıştı. OHÖ’lar (Ve tabi belediye otobüsleri, metrolar vs…) yolcu taşımaktan ziyade sanki morg ‘Özel’liğine bürünmüştü. Hemen hemen her gün bir yaşlı, başı cama dayanmış bir şekilde can veriyordu. Ve ben de bu şekilde can vermiştim.

Bunlar tabi düşünce… Gerçekleşir mi? Kim bilir, daha 39 yıl çalışmam gerek, emekli olmak için… O günleri görebilir miyim, Allah bilir.

Ama eğer bir gün, Özel Halk Otobüsü’nde can verirsem, beni o otobüsün bagajına gömün.
 

Leave a Reply

XHTML: You can use these tags: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <code> <em> <i> <strike> <strong>