Ahım tutsun yâR!!..

resim200708031454435383oa3.jpg

Aşk-ı bekâ sözcüğüme anlam kazandırması gerekirken bu sözcüğü silip süpüren; herkesin hırsıyla, ahıyla ve bedduasıyla yazıyorum…

“Öyle sevilmeli ki ölünmeli o yolda…” denilmiş… Ölemiyoruz, öyleyse sevemiyoruz…

Peki bu duyduğumuz hisler nedir? Yalan mı? Ya da bir anlık sevgi seli mi? Niye söylenir onca sevgi sözcüğü ve ardındaki abartılı hayal bulutları…

Hak değil midir verilen sözler? Kişisel hukuk içermez mi verilen onca yemin? Ya onca hayallerin bulunduğu torbalara vurulan mühürler… Ya kırılan kalpler? Ya geride kalan hayattan kopanlar?

Kim düşünüyor, kim önemsiyor bunları? Hastane köşelerinde yada en sonunda kabristanda mı olmalı düşünülmek için?

İnsanlar daima yapamayacağı şeyleri söylemekten ve abartmaktan büyük zevk duyarlar… Hele arada sıkıca(!) ve yeni bir sevda varsa abartılırda abartılır yapılması gerekilenler… Ama hiçbir zaman en küçük fedakarlıklar bile yapılmaz…

Ve insanı vuran; İHANETLER… Kahrolası ihanetler ve ihanet edenler… Nasıl hesap verecekler, nasıl yüzüne bakacaklar ve hâlâ nasıl gülebilmeyi hakedecekler!?..

Ve ardından gelen; AH’lar… İçten içe devam eder nefretler ve AH tutmalar… Seviyorum diyen diller bu kez içten içe beddualara ve hadsiz isyanlara başlar…

Ve tüm bunların temelinde sadece insan duygularının hor görülmesi yatar. Oyuncak gibi oynanır sizinle… Sizi beğenmediyse, o arada başkasını bulur, bir anda ayrılır ve “Sebepsiz Ayrılmayalım…” diye çırpınırsınız… Ama bilmezsinizki bu kapalı kutunun ardında ihanet yatar…

Ona o kadar güvenirsiniz ki, bu arada arkadaşlarınızı, ailenizi, işinizi, okulunuzu ve içtima-i hayatınızı tamamen silersiniz… Tek amacınız o olur… Onun için yolculuğa çıkmak, onun için meslek sahibi olmak, onun için sınava girmek, onun için gülmek, onun için ağlamak istersiniz…

Ve sonrasında ihanet’i öğrenirsiniz yada anlarsınız… Anladıkça korkar, içiniz ürperir, karanlığa sürüklenir, nefesiniz kesilir, bir anda kaynar bir suda bulursunuz kendinizi… Vücudunuz iklim değiştirir bir anda, kış yaşarken kavrulursunuz, bahar yaşarken sararırsınız… Değişimler hızlı olur, yıpranmalar başlar… Nefret tohumları ekilir… Ve su bekler bu tohumlar… Bakışları güneş rolünü, duygularınız toprak rolünü, o an aklınızdan geçen ve yalanlamaya çalıştığınız düşünceler ise su rolünü oynar ve hızlıca tomurcuk halini alır nefretler…

Dünya dar gelir o an size, düşünmek yada inanmak istemezsiniz. Nefretin ve kandırılmışlığın verdiği acıyla kıvranır durursunuz… Gece vakti olunca yıldızlar tepenize düşecekmiş gibi, karanlık olunca içinde kaybolacakmış gibi, rüzgar esince yırtılacakmış gibi ve sonunda ay ışığıyla gözyaşlarınız birlikte feryat figana karışır … Hıçkırıklarınız seller misali durdurulamaz ve o an önündeki tüm engelleri yıkar… Hiçbir açıklama, teselli ve nasihat dinlemez bu sel…

Yaşamanızın anlamı kalmadığını düşünürsünüz, halbuki yaşayıp bunların hesabını sormak gelir aklınıza birden… Büyük hesaplaşma ardından… Eğer büyük hesaplaşmaya koz arıyorsanız sonra kendi hatalarınız gelir aklınıza… Onları kapatmak istersiniz ama birde onların vicdan azabı girer koynunuzdan içeri… Bağrınızdan bir hançerin girdiğini ve yavaşça kanattığını ancak bu kanın hiç bitmediğini ama aktıkça sizi tükettiğini takatinizle ölçersiniz…

Gündüz olur, güneş her gün geldiği gibi üzücü haberleri vermeye gelir… Herşey durmuş gibi saat aleyhinize işler… Zaman kaybediyormuş gibi, kan kaybediyormuş gibi halsizleşir, küçük bunalımlara girer, çevrenizdeki her türlü varlığa kızar, bağırır, çağırırsınız… Daha da ileri giderek isyan etmeye, kadere laf yetiştirmeye kalkarsınız…

Olanlar sadece kısa bir zamanda gerçekleşir… Ama bize göre bu kısa zaman size göre yıllar kadar ağır ve çekilmez olur… Ölümü bekler gibi zorlaşır her saniye, her dakika ve her an…

Tüm bunları yaşayan ve hâlâ yaşamaya devam eden birisi olarak; bunları bana yaşatan aşk-ı bekâma(!!!!!) yazıyorum bunları… Bunları okuması yada okumaması benim için farketmez ama ancak kendimi yazarak avutuyorum…

Tüm bunları yaşamış ve yaşamaya devam eden bir yıkık kişilik olarak hâlâ ne kadar sevgimin olduğunu ve sevdamın ne kadar büyük olduğunu anlatmaya takatimin kalmadığını, bana yaşattığın bunca şeyden sonra değil sadece bana yaptığı ihanet ve söylediğin yalardan dolayı hakkımı helal etmiyorum… Rabbim sana en büyük dersler versin… Versin ki çektiğim acıyı çekebilesin ey yâR!!..

Ve artık yazabildiklerimin azaldığı şu anda öyle bir hale gelesin ki; ne kadar zor durumda olduğumu, hayatımda neleri değiştirdiğini, hangi enkazın altında bıraktığını, gözlerimin artık ne kadar dayanabileceğini, seni ne kadar sevdiğimi, senin için nelerden vazgeçtiğimi, klasik de olsa ve inanmayacağını tahmin etsem de Sana olan sevgimin hiçbir zaman azalmadığını bilmeye mecbur kalasın ey yâR!

Ahım tutsun yâR!!..

Halid Said ALTUNER / Serzenişler

eposta: halid@halid.org - web: http://www.halid.org/

Eğer yazıyı beğendiyseniz ya da ekleyecekleriniz varsa, lütfen yorumunuz yazın veya RSS aboneliği ile yeni yazılardan anında haberdar olun.

Yorumlar

Ne yaşarsak yaşayalım herşey bizim için, belkide böyle imtihan ediliyoruzdur kimbilir…
Hakkımı helal etmiyorum sözünü birkez daha düşün derim..
İmtihanlarımız ağır olur bazen, ama sabretmek ve direnmek bizim elimizde…

hak edenin hakkı helal edilir…

[…] [vesile] […]

olsun be dostum Sabır…
SaBrın sonu selamettir… :))

eyvallah, Sağolasın… :((

Bu hikaye senin dostum kimseyle paylaşmana gerek yok paylaştıkça azalmaz çünkü, dediğin gibi ” bir hançerin girdiğini ve yavaşça kanattığını ancak bu kanın hiç bitmediğini ama aktıkça sizi tükettiğini takatinizle ölçersiniz…” bırak gitsin bırak yapsın sen yaşadığınla kal kolay değil ama yapacakta bir şey yok, bazen düşünüyorumda acaba “Seven Düzülür, Düzen Sevilir” sözü acaba doğru mu?

Yorum Yazın