Bit kadar delikanlıydım o zamanlar…30 mayıs 1977 günü, ‘Gırgır’ dergisinde karikatür çizerken, ağbilerimiz ‘Yarın 1 Mayıs için Taksim’deyiz’ dediler…‘Gırgır’ dergisi’nin kopil elemanları olarak, hayatımızda ilk defa bir ‘miting’e katılacaktık…
Boru muydu bu?..
Sanki bir ‘derbi maç’a kabul edilmiş gibi hissediyorduk kendimizi…
Yani, demek ki artık çocuktan sayılmıyorduk…Adamdan sayılmıştık…
Mühimsenmiştik…Amma bir taraftan da bir nevi oyun gibi bişeydi bizim için…
O yaşlarda ‘bilinç’ten yarılacak halimiz yoktu ya…
Sözleştiğimiz gibi buluştuk…
Barbaros bulvarında toplanan rengarenk kalabalığın arasına karıştık…
‘Buradan Taksim’e yürüyeceğiz’ dediler…
Yürümeye başladık…
‘Bir mayııııııs… Bir mayııııs… İşçinin emekçinin bayramıııı!..’ diye türküler, marşlar söyleyerekten Beşiktaş’a indik…
Karikatürcüleriz ya…
Naif adamlardık ne de olsa…Bir tane sokak köpeği gördük yolda…
Üstüne yağlı boyayla ‘Faşist Türkeş’ yazmışlar…
Zavallı hayvan, boyayı yemiş tir tir titriyor…Şaşkınlıktan bir oraya bir buraya koşturuyor…
Kalabalıktan hayvanın bu haline gülüyorlar…Hatta üstünde ‘Faşist Türkeş’ yazıyor diye sopayla vuranlar bile var…
Köpek sanki kendi yazdı o yazıyı…
Manzaraya baktık, ‘kopil karikatürcüler’ olarak… Üzüldük, burulduk, öfkelendik…Asıl faşistin hayvanın üzerine o yazıyı yazanlar olduğu konusunda birleştik…
Ağbilerden birisi baktı ki kafamız karışıyor, ‘Kesin Mao’cular yapmıştır’ diyerek bilincimizin kaçmasına müsaade etmedi…* * *
Yürümeye devam ettik…
‘Bir mayııııs… Bir mayıııs… Zorbalar kalmaaz gideeer…Devrimin şanlı yolundaaa… Bir kağıt gibi erir gideeer…’
Dedim ya, karikatürcüleriz, mizahçılarız diye… Marşın son lafı kafamıza takıldı…‘Abicim, ‘bir kağıt gibi erir gider’ çok saçma yaaa!’
‘Hakkaten lan eriyen kağıt olur mu, sabun mu bu?..’
(O zaman tuvalet kağıdı icad edilmemişti… Ya da edilmişti de bizim memleketimize gelmemişti.. Ya da gelmişti de, bizim gibi gariban evlerinde yoktu… Temiz bezler vardı… Yani o yüzden ‘eriyen kağıt’ bize aptalca geliyordu.)
Gülmeye başladık… Bizi duyan birisi bozuldu, ayıktırdı…
‘Arkadaşım, bu marşın orjinali böyle!’Neyse, böyle böyle Dolmabahçe’ye geldik…
Yolumuzun üstünde bi tane seyyar erikçi gördüm, canım çekti… Böyle yeşil yeşil, yeni çıkmış eriği görünce…
Koşturup, erik dolu minik kesekağıtlarından birini satın aldım, hemen döndüm…
Baktım ki herkes garip garip bana bakıyor…
‘Arkadaşım, böyle bir günde erik yenir mi, ayıp!’Boğazıma takılı kaldı yeşil erik…
Utandım…
Sonra, yiyemediğim erikleri kalabalığın içine çaktırmadan tek tek atmaya başladım. Kafasına erik gelen dönüp ‘nooluyo lan?’ diye arkaya baktıkça, başka bi yöne bakıp gülüyordum… * * *
Neticede Taksim meydanına vasıl olduk…Şimdi de burada, meydanda uzuun uzuun bekleyecek, dandik hoparlörlerden gelen sesleri anlamaya çalışacaktık…
Mevkimiz ‘İnterkontinental’ oteliyle, Kemal Türkler’in konuşma yaptığı kürsünün ortalarında bir yerdi…
Birden İstiklal Caddesi tarafında bir hareketlenme oldu…‘Mao’cular zorla meydana girmeye çalışıyor’ dedi biri…
İşte o anda…
‘Takır takır’ silah sesleri gelmeye başladı…
Hepimiz yere kapaklandık…
Hayatımızda ilk defa, filmlerin haricinde gerçek silah sesleri duyuyorduk…Kurşunlar ‘ciyuuvvv… ciyuuvvvv’ etrafımızda uçuşuyor, ‘tın… tınn… tınnn’ elektrik direklerine, şuralara buralara çarpıyordu…
Engin Abi, Latif Demirci, İrfan Sayar, Behiç Pek… Metin…Birbirimizi kaybetmiştik…
Bir ara yattığım yerde ‘Nikon Ahmet’ dediğimiz arkadaşımı gördüm…
Sonra yerde yatan bir adam, ‘Bilader kafama bişey mi oldu bi baksana?’ diye başını kaldırdı…
Saçı tam ortadan kazınmış kızılderili gibi görünüyordu… Belli ki bir kurşun kafasını traş edip geçmişti…‘Nikon Ahmet’le gözgöze geldik…
Durumun korkunçluğunda gülelim mi, gülmeyelim mi derken, tekrar silah sesleri başladı…
Ben hiç birşey duymuyor, işitmiyordum…Sadece kurşun vızıldamalarını duyuyordum…
Sonra sesler kesildi…
Kafamı kaldırdım… Herkes bir yana koşturuyordu…
Taksim gezi parkı tarafına doğru koşmaya başladım…Askerleri gördüm… Onlar da ellerinde silahları şok olmuş gibi bakıyorlardı…
Yanlarından geçtim, Elmadağ’dan aşağıya, bizim eve doğru nefes almadan topukladım…
Kan ter içinde eve girdim, üstüm başım perişandı. Annem, ‘Ne bu halin, nereden geliyorsun, kardeşin nerede’ dedi…
İşte o an bütün vücudum ürperdi, içime bir korku düştü…Vayy, doğru ya, kardeşimle gitmiştik… Hatta neredeyse zorla götürmüştüm… Pekii neredeydi kardeşim?..
‘Maç ettik, yere düştüm’ falan dedim, yatak odasına girdim, üstümü başımı çıkarıp, yorganı kafama çektim…
‘Ya kardeşime bişey olduysa’ diye düşünürken, Allahtan kapıdan içeri o girdi…
‘Aaaabiii bi sürü adam öldü… Gördüm aaabiii’ dedi…
Elimle ‘sus’ işareti yaptım… Sarıldım kardeşime…
Öyle ya, yediğimiz halt babamın kulağına gitseöldürürdü bizi…Sabah gazeteleri aldığımda durumun korkunçluğunu anladım… O gün bizden kimsenin burnu kanamamış ama 36 kişi hayatını kaybetmişti…Bit kadar delikanlıydım o zamanlar…
Dip not: Bu satırları yazarken (yani dün) kanallara bir bakayım dedim… 1 Mayıs’la ilgili neler olmuş?.. Star’da ‘Arım Balım Peteğim’, Fox’ta ‘Lerzan Mutlu’, ATV’de ‘Hepsi 1’ , Kanal D’de ‘Sabahların Sultanı’, Show’da ‘Yeniden Başlasın’ isimli kadın programları yayınlanıyordu… Haber kanallarında bir takım olaylar olduğu söyleniyordu… İnşallah kimsenin burnu kanamamıştır…
Hasan Kaçan / STAR
Yazıyı beğendiyseniz Rss Beslemesine abone olabilirsiniz.

































1 Yorum